Adi Suçlu Her zamanki gibi bir şeyler bildiğimi sanarak konuşmaya başladım. İnsanlar ben konuşurken bazen susup dinler, bazense umursamazlardı. Beynim cümlelerle doluymuşçasına, ağız dolusu lakırdı yapıyor, gelene gidene bir şeyler anlatıyordum. Bu bazen benim hayata tutunma çabam, bazense saygı görme isteğinde doğan bir iki efilli söz söyleme denemesiydi. Söylerdim de, bence iyi olan onlarca sadece, farklıydı.
Uğraştım, sürekli uğraşırdım. İyi olmasını gereğinden fazla umursardım. Herhalde genelde iyi olmazdı da insanların ilgisini çekmezdi. Belki de bilgilerimi çok savurgan harcadığımdan, insanlar değer vermezdi. Gizemli ve ağırbaşlı mı olmak lazımdı? İnsanlar uğruna karakterinden ödün vermek gerekmez dedim. Ben olmaya devam ettim.
Bunları yaparken insanların ilgisini çekmeye neden bu kadar çalıştığımı düşünürdüm hep. Bensizlikten kaynaklanan yalnızlık dürtüsü müydü? Olabilir derdim. İnsanın yalnız kalması demek, kendini yalnız bırakması demekti. Çok eskiden basit bi çizgi film için güneşle beraber uyanırken, şimdilerde güneş batsın diye beklemek en büyük semptomuydu yalnızlığın. Yalnızlık bir virüs gibi ruhuna yapışmış, bir kene gibi yaşama sevincini emerken -ki yaşama neden sevinirsin, yaşadığına neden mutlu olursun hiç anlamam- hastalığın tanısını koyup, çaresini bulamamak hastalığı daha da ağırlaştırırdı. En fazla ağrı kesici niyetine bir iki arkadaş sohbeti ya da ne bileyim biraz karalama, kabuğuna çekilme, düşüncelere dalma, müzik dinleme. İnsan olmanın gereklerini yapmaca oyunu.
Oyunlar oynamak çocuklukta kaldı tabii. En güzel oyunları çocukken oynadın. Bir daha da oynamayacaksın. Oynasan da o mutluluğu yakalayamayacaksın zaten. İrdeledikçe yalnızlığın cevabını bulur gibi olursun. Fazla da yazma zaten anlatamıyorsun. Susar gibi yap da düşünmene bak.
Yaz kızım; ”Yaşlanmaktan kaynaklı, kronik yalnızlık bulguları tespit edilmiş olup, daha fazla büyümemesine, büyüdüğü takdirde tez zamanda bir akıl hastanesine kapatılmasına, aksi durumda idamına karar verilmiştir.” ya da dur idamı sil suçlu boşluğu ”kafasına göre” doldursun.
Adi Suçlu
Her zamanki gibi bir şeyler bildiğimi sanarak konuşmaya başladım. İnsanlar ben konuşurken bazen susup dinler, bazense umursamazlardı. Beynim cümlelerle doluymuşçasına, ağız dolusu lakırdı yapıyor, gelene gidene bir şeyler anlatıyordum. Bu bazen benim hayata tutunma çabam, bazense saygı görme isteğinde doğan bir iki efilli söz söyleme denemesiydi. Söylerdim de, bence iyi olan onlarca sadece, farklıydı.
Uğraştım, sürekli uğraşırdım. İyi olmasını gereğinden fazla umursardım. Herhalde genelde iyi olmazdı da insanların ilgisini çekmezdi. Belki de bilgilerimi çok savurgan harcadığımdan, insanlar değer vermezdi. Gizemli ve ağırbaşlı mı olmak lazımdı? İnsanlar uğruna karakterinden ödün vermek gerekmez dedim. Ben olmaya devam ettim.
Bunları yaparken insanların ilgisini çekmeye neden bu kadar çalıştığımı düşünürdüm hep. Bensizlikten kaynaklanan yalnızlık dürtüsü müydü? Olabilir derdim. İnsanın yalnız kalması demek, kendini yalnız bırakması demekti. Çok eskiden basit bi çizgi film için güneşle beraber uyanırken, şimdilerde güneş batsın diye beklemek en büyük semptomuydu yalnızlığın. Yalnızlık bir virüs gibi ruhuna yapışmış, bir kene gibi yaşama sevincini emerken -ki yaşama neden sevinirsin, yaşadığına neden mutlu olursun hiç anlamam- hastalığın tanısını koyup, çaresini bulamamak hastalığı daha da ağırlaştırırdı. En fazla ağrı kesici niyetine bir iki arkadaş sohbeti ya da ne bileyim biraz karalama, kabuğuna çekilme, düşüncelere dalma, müzik dinleme. İnsan olmanın gereklerini yapmaca oyunu.
Oyunlar oynamak çocuklukta kaldı tabii. En güzel oyunları çocukken oynadın. Bir daha da oynamayacaksın. Oynasan da o mutluluğu yakalayamayacaksın zaten. İrdeledikçe yalnızlığın cevabını bulur gibi olursun. Fazla da yazma zaten anlatamıyorsun. Susar gibi yap da düşünmene bak.
Yaz kızım; ”Yaşlanmaktan kaynaklı, kronik yalnızlık bulguları tespit edilmiş olup, daha fazla büyümemesine, büyüdüğü takdirde tez zamanda bir akıl hastanesine kapatılmasına, aksi durumda idamına karar verilmiştir.” ya da dur idamı sil suçlu boşluğu ”kafasına göre” doldursun.